Perşembe 13 Ara 2018
  • Increase font size
  • Default font size
  • Decrease font size
  • default style
  • blue style
  • green style
  • red style
  • orange style

"Gelenekle Hesaplaşmak İsteyen Kişinin de Geleneğin Ne Olduğunu Bilmesi Lazım"

Söyleşi: Hakan ARSLANBENZER 

Sizin de yakından izlediğinizi tahmin ettiğimiz gibi, son yıllarda edebiyat alanında “gelenek” konusu gündemin önemli maddelerinden birini oluşturmaya bağladı. Ne var ki, geleneğin tam olarak ne olduğu konusunda bir mutabakat olduğunu söylemek zor.

Daha çok, İskender Pala, Muhammed Nur Doğan, Ali Fuat Bilkan, Hilmi Yavuz, Hasan Akay vs. gibi akademisyen-yazarların konuyla ilgili denemeleri ve divan edebiyatından yaptıkları aktarmalar öne çıkıyor. Kendinizi tablonun hangi tarafına koyuyorsunuz? Gelenekle ilgili gündemin veya meselenin hangi kısmıyla uğraştığınızı düşünüyorsunuz? 

Gelenek, şiirle birlikte anıldığında rahatsızlık uyandırmayan ve hatta biraz da hangi şairle birlikte anılırsa anıldığı kişinin eserine itibar kazandıran sıfat oldu. Sizin de belirttiğiniz gibi tam olarak neye tekabül ettiği konusunda bir mutabakat yok. Fakat, ortada sizin varsaydığınız gibi bir tablo da yok. İlla birileriyle aynı albümde resmim olacaksa kitabımda da söylemiştim; Beşir Ayvazoğlu’nun Aşk Estetiği, Geçmişi Yeniden Kurmak adlı eserleri ben dahil, bu konuda yazı yazan pek çok kişinin ilham kaynağı olmuştur. Dolayısıyla meselenin devamlılık duygusu beni ilgilendiriyor, bu bir. İkincisi de benim gelenek meselesine yönelişim divan ve halk şiirinden modern şiire doğru değil, modern şiirden eskiye doğru oldu. Bu bakımdan Necatigil’in ve Hilmi Yavuz’un konuya ilişkin yazdıklarını ve söylediklerini önemsiyorum.

Gelenekten Geleceğe, Modern Türk Şiirinde Geleneğin İzleri kitabınızın önsözünde gelenekçiliğin modern edebiyatımız içinde “tali” bir yol olduğunu dile getiriyorsunuz. Bunu biraz daha açmak gerekir sanıyoruz. Tali olan tam olarak nedir? Geleneğin modern edebiyat içindeki etkisi mi, yoksa gelenekçi yazarların bireysel etkisi mi?

Gelenekten yararlanmak veya geleneği yeniden inşâ etmek çabaları edebiyatımızda tâli bir çizgidir. Çünkü, modern Türk şiirine rengini veren, gelenek değildir. Gelenekle bilinçli bir irtibat kuran şairlerin sayısı az ve bu isimlerin şiir dünyasında seslerini duyurmaları da gelenekten yararlandıklarını söyledikleri şiirlerle olmamıştır. Çünkü modern Türk şiirinde şairlerin sağlıklı biçimde geleneğe yönelişleri, Batı edebiyatını tanımalarıyla depreşmiştir. Şairlerin hayat hikâyelerine bakıldığında bu durum, görülecektir.

Sizce Sezai Karakoç ve Attila İlhan modern Türk şiirinin tali şairlerinden midir?

Asla.  Fakat her ikisinin referansı da başlangıçta gelenek değildir.

Sezai Karakoç’un gelenek anlayışını oluştururken ve şiirinde gelenekten yararlanırken Anglo-Sakson şiir düşüncesini, bilhassa Thomas Eliot’ı referans aldığını söylüyorsunuz. Sanırız, benzeri bir şey daha önceki kuşaktan Yahya Kemal için de rahatlıkla söylenebilir; Yahya Kemal’in kendi milliyet ve tarih düşüncesine Fransızları izleyerek vardığı gözetilecek olursa bilhassa. Bu durumda, geleneğin kendisi, gelenekçilik ve geleneksellik aynı veya paralel şeylerdir diyebilir miyiz? Bunlar arasında boşluklar, zıtlıklar, paradokslar yok mudur?


Hiç kuşkusuz vardır. Bu sadece şiire ilişkin bir durum değildir. Aydınların kabul ve referanslarıyla ilişkili bir durumdur. Aynı zamanda kimlik sorunudur.  

Peki bu paradoksal durum nasıl giderilebilir? Divan şiiri herkese yeniden sevdirilerek, öğretilerek mi? Dahası, bu mümkün mü, gerekli mi? Yahut, teoriyle mi? Bu durumda, geleneğin ne olduğu ve günümüzde nasıl devam ettiği sadece şiiri ileri boyutta bilenlerin ihtiyarında bir mesele olmayacak mıdır? Veya, bizzat şiirle mi? Peki yeni kuşak şairler gelenekten yararlanmak bir tarafa, onunla hesaplaşmak, ondan kopmak isterlerse?

Divan şiirini veya bir şeyi başka birine sevdirmek; içinde şiirle ilgisi olmayan sevimsiz çağrışımlar, cevabı müşkül sorular barındırmaktadır. Öyle bir göreve hiç talip olmadım ama şiir geleneğimizi öğretmenin gerekli olduğunu düşünüyorum. Türk şiir geleneğine yaptığım bu vurgu, hayalî bir geçmiş yaratma gayretinden çok, var olanı sahiplenme arzusu taşır. Çünkü ortada, divan edebiyatı beyanında söylenen sözler değil, geleneğin diri gövdesi ve onu yeniden yorumlayan sanatkârların eserleri var. Çünkü en köklü devrimlerin yaşandığı toplumlarda bile geleneğin izleri büsbütün silinemez. Ayrıca bunca tecrübe göstermiştir ki, dildeki değişmeler bir kopmaya yol açmadığı sürece gelenek, soluk çizgilerle de olsa varlığını devam ettirir. İşte bu yüzden divan şiirini kıyasıya eleştiren şairlerin de neticede aynı dile, Türkçe’ye yaslanmalarından ötürü geleneğin dünyasından kaçamadıkları görülür. Necatigil’in ifadesiyle söylersek “şiir ne yana yönelirse yönelsin geçmişten tam kopmaz. Eski motif ve imgeleri de değerlendirmek, onlarla da beslenmek zorundadır.” Ama gelenekle hesaplaşmak isteyen kişinin de geleneğin ne olduğunu bilmesi lâzım.

Son olarak şunu sormak istiyoruz: Geleneğin modernite içindeki esin ve etkilerini araştıran biri olarak, tablonun öteki tarafına da bakıyor musunuz? Yani, modern şiirin geleneğin algılanışını değiştirdiğini söylemek mümkün müdür? Ayrıca, modern şiir de Şinasi ve Namık Kemal’den beri geçen 140-150 yıllık tarihi boyunca kendi içinde bir gelenek haline gelmiş değil midir?

Elbette bakıyorum. Bir kere modern Türk şiirini iyi takip ediyorum. Kitapta incelediğim şairler, sırf modern şiirde geleneğin izlerini takip etmek için seçtiğim isimler değil.  Okuduğum, bazı şiirlerinden zevk aldığım şairlerden gelenekle irtibatı kurulabilecek olanlardan bir kısmı kitapta yer aldı.  Ayrıca Namık Kemal’den beri değil de Ahmet Haşim ve Yahya Kemal’den beri modern Türk şiirinde bir gelenek oluştuğu kanaatindeyim. Estetik kabullerin öne geçtiği, süreklilik duygusunun canlı tutulduğu bir gelenek.

Bildiğimiz kadarıyla tek eseriniz, Gelenekten Geleceğe, Modern Türk Şiirinde Geleneğin İzleri. 96 yılındaki ilk baskıdan dokuz yıl sonra kitabı yeniden yayımladınız. “Modern Türk şiirinde geleneğin izleri” konusunu genişletmeyi veya derinleştirmeyi düşünüyor musunuz? Başka kitaplarınız olacak mı? Yoksa “benden bu kadar” mı diyorsunuz?

Doğru, bu kitap, modern Türk şiirinde geleneğin izlerini süren tek eserim. Fakat uzmanlık alanım olan divan edebiyatıyla ilgili başka kitaplarım var. Gelenekten Geleceğe dokuz yıl sonra yeniden yayınlanırken ilave ettiğim şairler oldu. Umarım üçüncü baskısını yapmak için dokuz sene daha beklemek zorunda kalmayız. Her baskısında genişleyeceğini tahmin ediyorum. Çünkü, genç kuşaktan şairler gelenekle irtibatları olan şiirler yayınlıyorlar. Ben de okumalarımı sürdürüyorum. Onları incelemeyi ümit ediyorum. Benden bu kadar demiyorum.
Yine 96 yılında ilk baskısı yapılan Divan Şiirinde Ahenk Unsurları Kapı Yayınları arasında çıkacak. Bildiğiniz gibi divan şiirinin sesi modern şairleri de büyülemiştir. Ancak ses unsurunun nasıl sağlandığı üzerinde durulmamıştı. Sözünü ettiğim kitap, geleneğin ritmini duyuran bir çalışmaydı. Yeni baskısı umarım beklentilere cevap verir.   

Teşekkürler.           

Ben de teşekkür ederim.

Kılavuz, 24 (Mart 2005), 30-31